|
![]() | ![]() |
Çelik Vücutlara Piyano Çalan Dişler, Kurabiye Yarışı Ali Rıza Bilal, Aralık 2005 Dalıp gidersiniz. Korku, endişe, heyecan yerini durgunluğa ve derin düşüncülere bırakır. Kimi zaman düşünceler bile odaklanamaz. Düşünmek için odaklanmak için çaba bile sarfedemezsiniz. Üşümek, titremek, yorgunluk, açlık hepsi, bir bedevinin devesinin üstüne bindiği gibi binmiştir omuzlarınıza. Tek düşünceniz kilometrelerce sürecek yolu; yolunuzu kaybetmeden hasarsız şekilde bitirmektir. Bisiklet sağlam kalmalı, ayaklar su toplamamalı, teçhizat zarar görmemeli..... Derken bir macera yarışını daha bitirdik. 18 Aralık Pazar. Macera Akademisi'nin organize ettiği Kurabiye Macera Yarışındayız . Yarış ismi "Kurabiye" ama inanın hava şartlarından ötürü Kalemity Ceyn kurabiyleri gibi. Yenmez yutulmaz. Taş gibi. Kömürcü bendinde toplandık. Etraf tanıdık dolu. Yeni simalar görmek de çok güzel. Yıllardır yarış organize etmenin dışında, benim organize etmediğim bir yarışta olmak heyecan verici. Ohh rahatım!!! Bunca insanın sorumluluğu, lojistik, haberleşme, ulaşım gibi problemleri yok! Caner ile Tatiana düşünsün. Organizasyon sahibi onlar. Ben bu sefer sadece takımımı ve yarışımı düşüneceğim. Aylardır konstantre olduğumuz ve yurt dışında yarışacağımız Polonya Bergson Winter Challenge için bize iyi bir antrenman olacak bu yarış. Devamlı koşu antrenmanları, testler derken bu güne geldik. Her şey çok iyi. Bahadır bisiklet sezonunu çok formda kapatığı için çok iyi durumda. Bakiye bisiklete binmeyi bilmiyordu ama iki aydır her gün antrenman yaptı. Zaten ultra maratoncu, kondüsyona ihtiyacı yok. Barış ve bendeniz çok sıkı antrenman yaparak formlarımızı geliştirdik. İki yerde eksiğimiz olabilirdi. Orienteering yapacak çok vaktimiz olmamıştı ve Bakiye bisiklette bizim kadar iyi değildi. Hay huy derken Caner startı verdi. Daha evden çıktığımızda başlamış olan yağmur startta da devamlı yağıyordu. Başlangıçta Suunto marka saatim -benim dünya ile bağlantımı kuran müthiş yardımcım!- hava sıcaklığını bir derece gösteriyordu. Onsekiz ekip start aldı. Dört adet dörtlü takım gerisi ikili takımlardan oluşuyordu. Bisiklet ile başladık. Herkes bir an önce rakipleri geçmek içi var güçleri ile pedal basıyordu. Yokuşa sarınca grup biraz kopar gibi oldu. İlk kontrol noktasına çoğu ekip topluca geldi. Çamur içinde ilerlerken gözüm ve kulağım Bakiye ve Bahadır'daydı. Aramızda ki anlaşmaya göre Bahadır Bakiye'yi kollayacaktı bisiklette. Ben de önde giden Barış ile onların arasında iletişim ve kontağı sağlayacaktım. Tabii macera yarışlarının kurallarına bağlı olarak, ekip elemanlarının birbirinden en uzak olabileceklieri mesafe olan, elli metre içinde oluyordu. Harita Barış'taydı. İkinci noktaya giderken Barış sapağı kaçırmış olacak, hızla tüm yolu indik genişçe bir sapağa( Geyik Çiftliği ) gelince durup haritaya baktık. Bu arada ikili bir ekip de bize takılmıştı. Harita bilgileri noksan olduğundan bizimle gelmek istediler. Emin misiniz? dedim. Bak şimdiden kaybolduk. Hızla indiğimiz yokuşu sarmaya başlaken ekipler gelmeye başladı. Onlar noktayı bulmuş CP3'e (Check Point - Kontrol Noktası) giderken biz geriye CP2'ye gidiyorduk. Moralimizi hiç bozmadık. Tempomuz hiç düşmedi. Aynısı başka ekibe de olabilirdi. Sakatlık ya da malzeme bozukluğu yüzüden geriye düşebilirlerdi. CP2'yi bulduk. Yola tam gaz devam. Yolda dörtlü ekibin bir kısmını gördük, lastikleri patlamış. Bir diğer dörtlü takımı da yolda yakalayıp geçtik. Moralerimiz daha iyi. Yakalamamız gereken bir dörtlü takım daha kaldı. Ama biliyorum ki onların navigatörü çok kuvvetli. Devamlı orieteering yapar Refik abi..Bayan takım elemanlarına baktım bisiklet binişi neredeyse bizim Bakiye kadar. Ama Bakiye koşuda her halükarda geçer onu. Geriye iki kişi kalıyor onlar da bizim ayarda. Ama biri bizim kadar idmanlı değil; tecrübesi çok. Bu kişi, aynı zamanda takımımızın fitness sponsoru GymGyme'nin sahibi Utku. Bunları düşünürken iki alternatif yol çıktı karşımıza. Biri orman ve yollardan gidiyordu uzunca. Diğeri gölün yanından giden daha kestirme. Kestirmeyi tercih ettik. Ormana daldık. Göl içinden gittik bir süre. Sonra dere yatatğında yukarı vurduk. Bisikletler kah çamura batıyor kah elde sırtta gidiyordu. Çoğu zaman delice akan derenin içinden dizlere bele varan sular içinden geçmek zorunda kalıyorduk. CP3'e geldiğimizde arkamızda bıraktığımız dörtlü ekip bir anda yanımızda bitiverdi. Hikmet ve arkadaşı iyi navigasyon yapıyordu. Eeee boşuna değil, adamar her hafta sonu orienteeringde! Bir süre beraber gittik onlarla. Ama kondüsyon ve dayanıklılık açısıdan bizler kadar iyi değillerdi ki geride kaldılar. Bayağı bir süre balçık içinde kah üzerine binerek, kah elimizde sürerek devam ettik bisikletlerle. Giydiğimiz kıyafetler artık devamlı yağan yağmura karşı mukavemetini azaltmış her yerimiz ıslanmıştı. Kilyos'a doğru giderken devamlı yağan yağmur ve hızımızla birlikte artan rüzgar iliklerimize kadar işledi. Eller tutmuyor, ağız ve burundan akan sular adeta donuyordu. Titremeye başladık. Bu titreme beş buçuk saat sürecekti. İp inişine geldiğimizde şansımıza sadece bir ekip önümüzdeydi. Ama dörtlü ekip ortalarda yoktu. Hemen harnesslerimizi giyip indik. İlk defa ip inişi yapan Bakiye canavar gibiydi. En son ben inecektim. SPD ayakkabılarımı çıkarıp koşu ayakkabılarımı giyerken, Caner TVröportajı için yanıma geldi. Karadenizden esen Kuzey rüzgarı ile zaten sırılsıklam olmuş kıyafetim beni iyice titetiyordu. Dişlerimin birbirine vurmamasına özen göstererek biri iki şey söylemeye çalıştım. İpten indikten sonra trek etabı başladı. Arkadaşlarıma koşmayı önerdim. Hepsi kabul etti. Zaten yürürsek donacaktık. Tepenin yamacında fundalıklar arasında koşmaya başladık. Teker teker noktaları buluyorduk ki birinde çok takıldık. Sahilde küçücük bir taşın üstünde, şelale gibi Karadeniz'e akan bir derenin yanındaydı. Tam izimizi kaybettirdik derken Hikmet'lerin takımı ensemize yapıştı yine. Adamlar hızlı değil ama kaybolmadan geliyorlardı demek. Trekden sonra tıkandığımız dikenli teller yüzünden vakit kaybetmiş olmalıyız. Bir diğer noktya beraber gittik. O anda önümüzdeki Refik abinin ekibi gördük, bir sonraki noktayı almış dönüyorladı. Biraz moralimiz bozulur gibi oldu ama en azından şimdi ne kadar önümüzde olduklarını biliyorduk. DEVAM! Karadenizden esen Kuzey rüzgarı, yağmur ve yorgunluk herkesi titretiyordu. İnsan bu gibi ortamlarda kendine sormaya başlar "ne işim var benim burada ?", " neden böyle delilikler yapıyorum" diye ? Team Touareg'in böye bir soru sormaya ne zamanı, ne ihtiyacı, ne lüksü, ne de gayesi vardı. Tek istediğimiz yarışı sağlam bir şekilde bitirebilmekti. Aldığımız son noktadan sonra tempoyu artırdık. Arayı açtık. Toprak ve balçık yolda ilerlerken haritada olmayan bir yere geldik. Bir site. Aman işte şimdi kötü. Ya harita dışına çıktık, ya da harita da bu yer gösterilmemiş. Evet doğru geldik. Haritada burası yok. Soğuktan ve titremekten sırtımız boynumuz ve çenemiz ağrıyor. Biraz sersem sepelek olduk. Barış ve Bahadır ne yapacağız diye dolanırken."Haydi geriye dönüp bildiğimiz yere gidelim oradan devam edelim"dedim... Hızlı koşar adımlarla döndük. Bu arada herhalde Barış ısınmış olacak ki beynine kan gitti ve çarklar dönmeye başladı. Tamam sapağı buldu. Sapak da ne sapak? Dikenlere takılıp geçmek zorunda olduğumuz bir patika doğru delice akan dereye gidiyor. Nokta da orada. Tam noktayı alırken hepimiz belimize kadar suya gömülüyoruz. "Aman, canım ne var zaten ıslağız kemiklerimize kadar" Bir sonra ki nokta gölde . Bulmak zor değil ama nokta gölün içindeki ağacın üstünde. Ne zihniyetse ıslanmamak için ağacın üstüne basarak şifreyi okumak istiyorum . Dal kırılıyor suya düşüyorum. Takım gülüyor. Saatlerdir takırdayan çenelere başka bir sıcaklık geliyor. Bende kendime soruyorum neden doğrudan suya girmedim ki? Islanmaktan mı korktum, üşümekten mi? İnsan bundan daha fazla üşüyebilir mi ? İlerlemeye devam. Kontrol noktası, geldiğimiz bir tepedeki nirengi taşıydı. Orada harita üzerinde gideceğimiz yolu kararlaştırırken Barışın dişleri birbirene vurmaya komik sesler çıkarmaya başladı. Bahadır'la güldük ama birbirimize baktık biz de Barış gibiyiz. Aman Allahım bu soğuk bitecek mi ? İki alternatif var ip rotasına dönmek için. Ya uzun yoldan orman içinden üşümeden gideceğiz ya da asfaltan rüzgar yiyip biraz daha kısa olan yoldan gideceğiz. Herkes kısa yolu tercih ediyor. Koşar adım gidiyoruz. Yolda o kadar üşüyorum ki Bahadır'a "Biri şu an bana bir Balaklava verse üzerimde para eden hereyi saati falan verebilirim" diyorum. Gülüyor ama farkında değil, gülünce titremekten ve soğuktan ağzı güldüğü gibi kasılıp kalıyor. Suratında tatlı bir gülümsenmeyle koşacak bunda sonra mecburen. İp etabına gidip bisikletlerimizi almaya geldiğimizde öbek öbek bisikletler görüyorum yerlerde... Ya yarışmacıların çoğu bıraktı ya da hala gelmediler buraya. Caner bisikletlerimizin yanında. Hava batmak üzere. Üç takım arkadaşım biniyorlar. Ben SPD lerimi giyerken Caner'in sıcak çay ikramını kaçırmıyorum. Açtığım kekin çöpünü Canerin eline sıkıştırarak çayı boca ediyorum kek dolu ağzıma. Enerji ihtiyacım var. Yolda Bahadır'ın verdiği Power Bar çok iyi geldi ama şimdi bisiklette hız yaparken donacağız biliyorum. Takımı durdurup fenerlerini, ışıldaklarını yakmalarını ve biraz atıştırmalarını söylüyorum. Bitince asılıyoruz pedallara. Aman o da ne ! Barış hariç hiçbirimizin frenleri tutmuyor. Çok zor durumdayız. Bakiye zaten acemi sayılır. Hava karanlık ve her yer ıslak, yağmur hiç dinmedi. Frensiz bisiklete saatler boyu nasıl gideceğiz ? Neyse yapacak bir şey yok. Devam etmeliyiz. Daha dikkatli olarak devam ediyoruz. Artık saatler mi geçiyor günler mi bilmiyorum. Tek bildiğim rüzgara karşı pedal çevirmeliyiz. Titremekten boyun ve sırt kaslarmın her telini hissediyorum. Rüzgara karşı koyan ağaçlar gibiyiz. Eğiliyoruz bükülüyoruz ama kırılmıyoruz. Kırılmayacağız. Aklıma ; yarışı bırakırsak sonrasında türlü bahaneler bulmaya çalışacağımız geliyor "çok soğuktu titredik" dayanmamız lazım. Rakiplerimizde aynı halde. Çelik gibi olmamız lazım. Evet çelik gibi. "Dişleri piyano çalan çelik yarışçılar!" diye düşünüken gecenin karanlığında Bakiye hızla geçiyor yanımdan yokuş aşağı."Duuuuurr " diye bağırıyorum. Ama nafile onda da fren yok şimendifer gibi hızlanmış, beni ve Barış'ı geçerek hiçbirimizin göremediği virajdaki şarampole uçtu. Onu ancak yirmi metre kadar geçtikten sonra durabildim. Koşarak yanına gittim. Korkmuştu biraz. Tek korkusu karanlıkta bir şey görmediğinden bir dalın yüzüne gözüne girmesi ve ayağına bir şey olmasıydı. Malum ayakta araz olursa yarışı bitiremez. Bir iki sıyrık dışında gerçekten ucuz atlattı. Düştüğü yerde bir dal, bir kazık olabilirdi. Soğukkanlılığımızı hiç kaybetmeden yola devam ettik. Uzakta aşağıdalarda biryerlerde Gümüşdere köyünü gördük. Takıma bir Kahve'de mola verelim mi? diye sorduğumda hepsi kabul etti. Titremekten yorgunduk, ıslaktık, hava kararmıştı, frenlerimiz tutmuyordu, acıkmıştık ve daha yolumuz vardı. Kahvenin sıcak ve buğulu atmosferi iyi gelse de titremelerimizi çözemedi. Allahtan Barışın yanında para varmış, hemen büyük çaylar geldi. Köylülerin "bunlar deli mi ne? " bakışları altında çaylarımzı içerken Bakiye çantasından bir torba çıkardı. Simit ve çörek. Allahım bu nasıl kadın. Gık demiyor, yemiyor, içmiyor, üşümüyor, düşüyor, kalkıyor ve bir de yemek taşıyor. Tanıdığım en dayanıklı insanlardan biri. Çörek ve simitler anında bitti. Her ne kadar Power bar gibi teknolojik şeyler yesek de güzelim simitin, çay ve odun sobası yanında zevki bir başka oluyor; hele ıslak ve üşümüşken. Yaklaşık bir saat kahvede ısınmaya çalıştık. Bakiye üstündekileri çıkardı. Biz çıkarmadık ve hata ettik. O çıkarken üstündekileri sıcak sıcak giyecekti. Değil kahveden çıkmak, sobanın iki metre uzağına bile gidince üşüyorduk. Çizgi burada işte. Macera Yarışçıları'nın özelliklerinden biri de bu. Rahata alış zora yine başla. Zorda git ,rahata alış tekrar zora başla. Kahve sıcağından çıkmak çok ama çok çok zor; organizasyona telefon edip "biz bıraktık, gelin bizi alın" demek ise çok kolaydı. Touareg Turk-Salomon ekibi hiç bir an böyle bir alternatifi aklının ucundan bile geçirmedi. Bu yarışa başlamıştık ve bitirecektik. Bu zorluk aşılmazsa Polonya'da Kış yarışı nasıl aşılırdı ki ? Her ne kadar kar ortamı yağmura göre daha az kırıcı olsa da...... Kahveden çıkabilmek gerçekten çok büyük psikolojik dayanıklılık gerektiriyor. Bize destek veren Marmara Üni. Spor Fizyolojisi Bölümü ve Spor Akademisi profesörleri "sizi bilinen en eski psikolojik test olan su tankı testine sokabiliriz"demişlerdi. Su tankına girip bir , iki gün su içinde düşüncelerinle yüzleşiyorsun. Bence bizim su tankına girmemize gerek kalmadı hocam. Saatlerdir su tankının içinde bisiklete binip koşuyoruz zaten. Yağmur olanca hızıyla yağarken "haydi ekip yola" dedim. Ekibim ikiletmedi bile. Bulmamız gereken nokta zaten köy içindeydi. Ararken elli metre ötedeki kahvede diğer takımın olduğunu gördük. İçeri girdik. Takım elemanlarından Hikmet az kaldı *Hipotermi'ye giriyormuş. Devam edip etmeyeceklerine hala karar verememişlerdi. Hesaplarıma göre bir ekip bırakmıştı. Hikmet'lerde gerimize düşüyorlardı. Böylece önümüzde bir takım vardı. Peki onları yakalayabilir miydik ? Yakalayamazsak ve onlar bitirirse 2. olacaktık! Yola çıktık ormana girer girmez moralim iyice düzeldi.Orman içi çok rüzgar almıyordu ama çıktığımız yokuşta çok haince ve rafting yapabilecek şekilde sel akıyordu. Binerek çıktım ama Bakiye binmekte zorlanıyordu. Bizim biniş hızımızla, Bakiye bisikleti ile koşarak yanımızda geliyordu. Gece karanlığında orman içinden gelen bir homurtuya dikkat kesildim öndeyken. Bir ışık! muhtemelen organizasyon aracı geliyor diye düşünürken Alex Defenderi ile çıkageldi:"Süpersiniz çok iyi gidiyorsunuz" dedi. "Aman Alex keşke rafting bölümü de koysaydınız" dedim. Alex aşağıya devam etti. Bir sapakta acaba soldan mı gitsek sağdan mı diye tereddüt ettik yine. İyice konsantre olup haritaya odaklandık. Sağdandı. Yani yokuş aşağı. Dikkatli olmak gerekiyordu. Derken Bakiye tekrar düştü bitişe dört yüz metre kala. Allahtan cidi bir şey olmadı. Artık Bakiye de sıkılmış olmalı ki frenlerin tutmamasından ,koşarak yanımıza geldi. Bitişe beraber girerken Tatiana ve yanındakiler "İlk siz geldiniz" dediler "Nasil yani 1. mi olduk ?" "Evet!". Demek ki önümüzde giden grup bir yerlerde bırakmış olmalıydı. Bisikletleri alırken görmüş olduğumuz bisiklet öbekleri arasında onlarında bisikletleri de vardı demek ki. Bitişe ellerimiz havada bağırarak girdik. Yok birinci olduğumuzdan değil. Bitirdiğimiz için! Dokuz saatin beş buçuk saatini bir fiil dişlerimizi takırdatarak; kemiklerimizi geçip iliğimize bile işleyen yağmuru ve Karadeniz rüzgarını yendiğimiz için; birbirimize güvenip bu güveni dokuz saat içinde bir an olsun dahi yitirmediğimiz için; eşlerimiz, kardeşlerimiz antrenman ve yarış günleri saatlerce bizi sofra başında yanlız beklediği için bağırdık. Artık biliyorum Polonya da rüzgar etkisi ile -38 dereceye inen havada nasıl yarışacağımızı. Orman kulübeside hava bir başkaydı. Yanan soba üstünde çocuk maması kıvamında ezo gelin çorbası, etli pilav ,sucuk ve ekmek. Oh! karnımızı doyururken kahvede oturan takımda giyinmiş kuşanmış arkamızdan geldi. Çok mutlu olduk. Beraber birbirimizi alkışladık. Yarış içinde ki duygu ve düşüncelerimizi paylaştık. Evet hala ıslaktık. Belki bir saat daha boyunca.... İnsan aşması gereken her şeyin psikolojik olduğunu görüyor. Dokuz saat ıslandık, koştuk, yürüdük, bisiklete bindik, yorulduk ama hala devam edebilir gibi ıslak elbiseler ile yemek yiyip sohbet edebiliyorsunuz. Ödül töreni de mükemmeldi. Outdoor havasına yakışan yemek ve ortam. İkram edilen iç ısıtmaya yarayan, belkide içimizi yakmaya yarayan kanyak, kurabiyeli madalya, hediyeler... Önemli olan hep beraber olmaktı. Her ne kadar takım elemanlarımdan çok söz etmesem de fazla söze gerek yok. Bahadır, Bakiye ve Barış süperlerdi. Bitiren ve bitiremeyen her ekip süperlerdi böyle bir macerya katılma cesaretini gösterdikleri için. Organizasyon süperdi bize böyle bir macera yaşatıkları için. Yemekler yendi içkiler içildi. En son üstümü değiştirdim.Takımımla birlikte arabaya gitmek için dışarı çıktığımda birden titreme geldi içime. Dişlerim birbirine vurdu yine. Aklıma geldi, gülümsedim: Çelik vücutlara Piyano çalan dişler...... Team Touareg Turk_Salomon AliRıza Bilal www.teamtouareg.com.tr.tc Bütün raporlar için tıklayınız |
![]() |
![]() |
||||
| tasarım ve uygulama :. fotovizyon |
|||||