Ust bolum
 




|





 

Hırvastistan Macerası

Utkuer Yaşar, Sonbahar 2003

Sevgili Cemaat,

Her şeyden önce kutsal topraklara geri dönmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Yaşadığımız tecrübede sponsor, organizatör, yarışmacı, basın, destek ekipleri, vs... emeği geçen herkese şükranlarımızı iletmek isterim. Şunu söylemeliyim ki bu hayatımda katıldığım en zorlu aktiviteydi. Yukarıda yarışma parkurlarının paftalarını göreceksiniz. Görünen 30 adet kontrol noktası var fakat yarış çerisinde bazı değişikliklere gidildi.

Yolculuğumuz; Sevgili Coşkun Aral' ın Afrika' daki kafa kesme hikayeleri ve savaş anıları dışında oldukça rahat geçti. Otele yerleşip denize indik ve wetsuitlerimizi ilk kez denedik. Su üzerinde hiç çaba sarfetmeden karpuz gibi kalabilmek Ayşin' i çok sevindirdi. Zira yüzme etabı gözünde büyüyordu. Yarışın ilk firesi benden geldi. Daha İstanbul' da iken hafif bir soğuk algınlığım vardı. Buna uçak ve otobüs klimasının etkisi de eklenince iyiden iyiye üşüttüm. Tabii ilk fırçayı kaptandan yedik. Öksürük sümük üç gün devam edince baktık ki olmayacak Alex kulağımdan tuttuğu gibi beni hastaneye götürdü ve doktor bana iki delik daha açtı. İğnelerden sonra çok ağlayıp şeker istesem de Alex fazla şımartılmamam konusunda herkesi uyardı. Fakat Tatiana' nın yüreği fazla dayanamadığı için eczaneden ilaç alınırken multivitaminli bonbonları da poşete sokuşturdu. Daha sonraki günü cezalı olarak yatakta geçirdim. Zaten internetteki takım fotoğraflarında göreceğiniz üzere benim fotoğrafım yoktur. 4. eleman Alex' tir. Yarışın ilk iki gününde devamlı bir ateş, bulantı ve bitkinlik halim vardı. Ancak 3. gün kendime gelebildim. Neyse şimdi hatırlayabildiğim kadarıyla yarışı ilk andan itibaren kısaca anımsamaya başlayalım.

1. gün: Sabah saat 5 gibi uyanıp hazırlıklara başladık. Kamp alanına gidip diğer takımlarla birlikte otobüse bindik. Uzun ve sisli bir yolculuktan sonra start yeri olan Bjelolasica Olimpiyat Merkezi' ne ulaştık. Tuvalet için en uygun çalı diplerine koşularak son ısınmalar yapıldı, iyi dilekler sunulup kurbanlar kesildi ve 3 km. lik ilk trekking etabı başladı. Yahu kardeşim ben kayak yaparken bile bu denli dik eğimleri sevmezdim, daha ilk etapta lift hattından yukarı yürüyerek çıkmak bayağı zorladı. Polonyalı ekip en önde koşturarak uzadı. Biz iki-üç ekip en arkadan batonlarla cebelleşerek yürüyorduk. Derken üstümüzdeki telesiyej hattından Türkçe sesler geldi. Sevgili kameramanımız Gökhan (ki biz kendisine Acun deriz) ve taifesi dalga geçerek çekim için yukarı çıkıyorlar. Daş yok mu daş dedim ama yoktu. Tüm parkurun taş olmayan tek bölgesini geçtiğimizi henüz bilmiyorduk. Dağ evine ulaşıp kontrolümüzü yaptırdıktan sonra 2. noktaya uzadık. Yine patikalardan 8 km. bir trek etabtı. Burayı çoğunlukla koşarak geçtik. Sonra aynı şekilde 5 km. lik 3. nokta. Bisikletleri aldığımız noktaya ulaştık. Değişim yapıp asfalt yoldan 50 km. lik bir etap geçtik. Oldukça oyalandığımızın farkındaydık fakat gücümüz yerinde idi. Bu yüzden kayak etabına geldiğimizde tüm takımların orada olduğunu görünce şaşırdık. Saat 14.00 a kadar dark zone verilmişti. Bizim 1 saatlik bir dinlenme zamanımız vardı. Serdar' ların takımı Team Turk buraya kadar bizim 30 dakika önümüzde idi. Buradaki kamera çekimlerinde olayı kızıştırmak için muhabirler bizi biraz sıkıştırmaya çalıştılar. İşte siz seçilmiş bir takımsınız onlara nasıl geçiliyorsunuz. Bu işte bir yanlışlık mı var? Acaba gurup içinde bir problem mi yaşıyorsunuz? gibi... Fakat kaptanım Refik' im gerekli cevapları verip biraz da tersleyince adamlar bir daha ona yanaşamadılar. Daha sonraki çekimlerde Milhan ve Ayşin' den de hafif tepkili cevaplar alınca daha ılımlı yaklaşmaya başladılar. Bana sorulan sorulara ben Türkçe olarak Hadi kardeşim hadi dükkanın önünü kapatmayın diye cevaplayabildim. Ama adamlar her kontrol noktasında ısrarla gelip bana yapışıyorlardı. İngilizcemin yeterli olmadığını ancak dördüncü gün anlayabildiler. Neyse kayak için start verildi. Ne yazık ki 3. Türk takımı Tuareg Turk Salomon bu etaba zamanında gelemediği için kısa parkura düştüler. Start alan takımlar hızla ileri atıldı. O ne Milhan ve benim olduğum kano kendi etrafında dönüp duruyor. Ula ula sol çek. Lan fazla oldu sağ çek derken en arkada kaldık. Herkesin 15km. çektiğ küreği biz 20 km. çekmişizdir herhalde. Diğer takımlar oldukça uzamışlardı. Breh breh, hay maşallah, ulan herifler ne çekiyor be derken baktık ki Refik ve Ayşin' de ön gurubun içinde gitmiş. Derken arkamızdan bir kayağın daha geldiğini farkettik. Türk takımından Oğuz ve Seçkin. Ama onlar bizden çabuk toparlandı. Daha sonra biz de senkronu tutturduk ve epey takım geçtik. Karaya vardığımızda 20 li sıralardaydık. Sırada berbat taşlı patikalarda 39 km. lik bir trekking etabı vardı. Bu süre zarfında 2 kez yolumuzu kaybettik. Bir çok takımla değişik noktalarda karşılaştık. Gücümüzün olduğu yerlerde genelde koşarak ilerliyorduk. Bu etapta oldukça fazla takım geçtik. Geldiğimiz her noktada görüyorduk ki sıralamada ön sıralara geçiyoruz. Bu da motivasyonumuzu arttırdı. Bu parkurun son bölümü bizim için kabus oldu. Çünkü yaklaşık 6-7 takım son kontrol noktasından aynı zamanda ayrıldık. Hemen her ekip kafasına göre bir yoldan kerteriz alıp yola çıktı. Refik direk dağı sırttan aşıp gitmeyi önerdi. Bizdeki anlayış Refik söyler biz yaparız olduğu için düştük peşine. Sanırım zor fakat en mantıklı ve kestirme yolu seçtik. Yalnız tüm arazi kayalık olduğu için gece karanlığında yürümenin bile olanağı yoktu. Yüzlerce defa bilek ve dizlerimiz burkulmuştur herhalde. Ayak tabanlarımızda inanılmaz ağrılar ve batmalar oluşmuştu. Gecenin geç vakitlerinde ateşim iyice artmış olduğundan ayakta durmak bile çok zor geliyordu. Rakım yükseldikçe beni titreme aldı çantada ne varsa üzerime giydim. 1-2 dakikalık molalarda bile uyuklamaya başlamıştık. Ama Refik iyi kamçılıyordu doğrusu. Aştığımız her tepeden sonra yeni bir tepe ile karşılamak çok sinir bozucuydu. Bu arada birçok örülmüş taş duvar geçmek zorunda kalıyorduk. Saatlerce bu şekilde ilerledikten sonra Refik yine şu tepeyi de aştık mı patikaya ulaşacağız deyince ben pes ettim. Öksürmekten ve ateşten çok bitkin bir haldeydim. Önümüzdeki ilk dere yatağından aşağı vurmayı teklif ettim. Aslında düşünülmeden alınmış bir karardı fakat ben çarşağa girince yapacak bir şey kalmadı. Girdiğimiz yolun sonunda nereye çıkacağımızı bilmiyorduk. Sonu denizi kesen bir uçurumla da bitebilirdi, geçit vermeyen bir çalı ormanıyla da. Uzun ve kontrolsüz bir çarşak inişi oldu. Ayşin defalarca bunun kesinlikle bir dağcılık etabı olduğunu ve bu donanım ve ruh hali ile inmemizin oldukça riskli olduğunu yineledi. Refik zaten bu yolu tercih etmemize izin verdiği için çok endişeli. Ben ateşle boğuşuyorum. Milhan' ın varlığı yokluğu bir. Kaderine boyun eğmiş bir şekilde takipte. Sanırım onun diz problemi de bu etapta tetiklendi. Neyse uzun bir yuvarlanma sonrası önümüzü sık olmayan bir orman kesti ve şans eseri taşlı bir patikaya ulaştık. Bir anda moralimiz düzeldi ve hızlanıp patikayı takip ettik. 10 dakika içerisinde dark zone ulaştık. Bu sırada gerimizdeki tepelerden arkamızdaki ekiplerin ışıkları görünüyordu. Onlar da bizim çıktığımız patikaya ulaşmaya çalışıyorlardı. Sanırım bu noktada 10 ya da 12. durumda falandık. Bir şeyler atıştırıp kumsalda uyumak için bir yer seçtik.

2. gün: Sabah kalktığımızda ekiplerin bir kısmı ayrılmıştı. Diğer Türk takımının bizden 2 saat kadar sonra geldiğini öğrendik. Hazırlıklarımızı yaparken 3. Türk takımı henüz geliyordu. Etabın değiştirilmiş olduğunu ve yüzme yerine kayakla devam edileceğini öğrendik. Sanırım 25km. kayak etabı ile Goli Adası' na pedal bastık. Bu arada eldivenlerimiz olmasına rağmen hepimizin her iki elinde de açılmalar oluşmuştu. Goli' de yine berbat taşlı patikalar üzerinden 8km. lik bir trek ile 3 nokta geçtik. Goli nin diğer adı hapishane adasıydı. Bu ada daha önceleri mahkumların yollandığı bir hapishaneye ev sahipliği yapmış. Kalıntıların içinden geçerken türlü fanteziler kuruldu. Bu arada Acun kamerasıyla yolun bir kısmında bize eşlik etti. O zeminde ve sıcaklıkta kameranın ağırlığıyla bir önümüze bir berimize koşup çekim yapıyor, bir yandan da bizi röportaja zorluyordu. Yediği zılgıt da cabası. Onu da gayretinden ötürü kutlamak lazım. Gerçekten takımın bir üyesi gibi gece gündüz en acayip yerlerde karşımıza çıkıp, her türlü kaprisimize karşın bize yardımcı oldu ve moral verdi. Milhan' ın diz ağrıları çok artmıştı. Hele yokuş aşağı hiç yürüyemiyor haldeydi. Sakatlanma riskine rağmen 4 gün boyunca hiç şikayet etmeden takımın hızını korumaya çalıştığı için Milhan' a ayrıca teşekkür etmemiz gerekir gerçekten. Çünkü ileriki aşamalarda hiç yürüyemez hale gelmiş olmasına rağmen, ağrı kesici ve robotek! bandajlar ile idare etti. Kıyıya ulaştığımızda yine bir noktanın iptal olduğu öğrenildi ve kayak ile 11km. Paska plajı na gittik. Burada ilk noktamız TV kulesine 9 km. lik bir trekti. Yine yola çıkmakta oyalanmamıza rağmen yolda iki takım yakaladık. Derken bir patikayı atladık ve yanlış yerde olduğumuzu anladık. Geriye dönmektense kerteriz alıp ormana daldık. Biraz zahmetli ve uzun bir yol oldu ama hava kararmak üzereyken kuleye ulaştık. Buradan çok taşlık ve duvar setler örülü bir 15 km. lik trek ile sahile ulaştık. Bu etaplar boyunca benim hastalık problemim ve Milhan' ın diz ağrıları ile cebelleştik. Arada kaybolup aklımızca kestirmeler yaparak kayaklara ulaştığımızda 8. sırada olduğumuzu öğrendik. Üstelik önümüzdeki takım ile aramızda 1 dakika vardı. Hemen kayaklara atlayıp 2km. lik etabı bitirerek ana karaya vardık. Burada dinlenme olayını biraz abartıp 6 saat kadar mola verdik. Fakat acı olan bunun yalnızca 3 saatini uyku süresi için ayırabilmemizdi. Sıkı bir yemek molası ve geyik faslından sonra ikinci kez tulumlara girdik.

3. gün: Türk takımı biz sabah kalktığımızda oraya yeni varmıştı. Salomon Türk' ün ise yarışı bıraktığı haberini alıp üzüldük. 3 takımın da yarışı bitirebilmesini çok isterdik. Hazırlıklarımızı tamamlayıp bisiklet etabı için yola çıktık. Bu arada yine bazı noktaların iptal olduğunu öğrendik. Önümüzde 10 - 14 % eğimli 0 metreden 1450 m. ye 13km. lik bir çıkış vardı. Yolun ilk kısımlarının asfalt olması bizi heveslendirdi. Fakat asfalt bitip mıcırlı toprak zemin başlayınca bisiklet tam işkence oldu. Dengede durabilmek bile zordu. Çok yavaş ilerleyebilmemize rağmen tepede üç takımı yakalamış olmak bizi sevindirdi. Bu arada en iyi moral de benim iyileşmiş olmamdı. Ateşim düşmüş, bulantı hissi, boğaz yanması ve öksürük azalmıştı. Karnım acıkmış olduğu için ilk kez doğru dürüst bir şeyler yeme imkanım oldu. İştahımın yerine gelmesi ile keyfim de yerine geldi. Yediğim her öğünde ulan meğer benim hastalığım açlıktanmış niye bana yemek vermediniz dedim. Onlar da b.k ye diyerek afiyet dileklerini sundular. Tepeden sonraki bisiklet parkuru yine kabus oldu. Berbat bir zeminde yaklaşık 65 km daha yolumuz vardı. Kolumdaki uyuşmalar ilk bu etapta ortaya çıktı. Seleye nadiren oturabiliyorduk. Zaten çantanın ağırlığı ile omuz ve sırt kaslarımıza kramplar girdiği gibi, her sekişimizde sele de oramıza giriyordu. Leğen kemiklerimizin acısından yorgunluğumuzu unutur hale geldik. 80 km. lik etabı sanırım 10 saat gibi bir sürede tamamlayabildik. Şimdi ilk kırılma noktasını anlatıyorum. Zirveden yaklaşık 1,5km. sonra bir yol ayırımı vardı. Bu ayırımda biz sola aşağı yolu tercih ettik. Diğer takımlar sağa düz devam ettiler. Yaklaşık 5 km. sonra Refik işkillenmeye başladı ama pek de çaktırmak istemiyor. Yolun dönemeçlerini beğenmediğini yükselti eğrilerinin sertliğinden dem vuruyor. En son bir dönemeçte bizi durdurup ben biraz gidip bakayım siz dinlenin dedi. 15 dakika kadar falan oturduk. Ayşin horlamaya başlamıştı bile. Milhan' da dizleriyle konuşuyordu. Sıkılıp Refik' in yanına gittim. Baba söyleniyordu. Ulan şu virajın açısını hiç beğenmedim. Şu dağın orada olmasını hiç istemiyorum. Hadi şu tepe şu olsa o zaman bunun burada olmaması gerekir. Zaten eğim de olması gerekenden farklı. Hayır işin kötüsü olduğumuz yeri haritada hiçbir yere benzetemiyoruz. Derken araç sesleri duyduk. Herhalde asfalta yakınız diye düşünerek en azından danışacak birini bulmak umuduyla ilerlemeye karar verdik. 1km. kadar sonra bir avcı kulübesinde kurtarıcılarımız ile buluştuk. Avcılar bize haritanın dışında bir yerleri gösterdiklerinde gülmemek için kendimi zor tuttum. Refik' te bu durumu çocuklara nasıl söyleyeceğimizi düşünüyor olmalıydı. Ama korkunun ecele faydası yok. Durumu değerlendirirken motivasyonu ve başarma hırsı yüksek bir takım olduğumuz yine ortaya çıktı. Yalnızca Refik yolu kaybetmemizden kendini sorumlu tutup daha fazla yorulacağımız için üzüntülü idi. Boş ver be kaptan, canını sıkma nasıl olsa her takım hata yapıyordur. Diyerek onu teselli etmeye çalıştık. Yaklaşık 6 km. lik bir sapma olmuştu. Ama telafi etmek için gücümüz yerindeydi. Neyse Refik' e günlük hata kotasını doldurduğunu söyleyip takılarak yola çıktık. O hala şu tepenin yeri benziyordu, ama dönemecin açısı yanlıştı, eğim düğüm derken, ulan paftanın dışına çıkmışız hala araziyi haritaya benzetmeye çalışıp mütalaa yapıyorsun diye takıldık. O kaybolma yol boyunca eğlenmemize vesile oldu. Neyse çok eziyetli bisiklet parkurundan sonra CP22 Baske Ostarije, Velebno Hotel. ' e vardık. Buraya geldiğimizde 16. sırada olduğumuzu öğrenip biraz üzüldük. Fakat bir gün önce iyi dinlendiğimizden gücümüz yerindeydi. Fazla oyalanmadan değişimi yapıp öndeki takımları yakalamayı planlarken kuralların yine değiştiğini ve 3 saat mecburi duraklama olduğunu öğrendik. Bu bizim stratejimize tersti itiraz ettik ama hakemler nasıl olsa herkes için aynı kurallar geçerli olduğundan bir şey fark etmeyeceğini söylediler. Fakat atladıkları şuydu bir çok takım bisiklet etabına bizden çok sonra ulaşıp dinlenmeden yola çıkmışlardı. Oysa biz dinlenmiştik. Yani bu 3 saat bizim için gereksiz bir dinlenme iken diğer bir çok takıma ilaç gibi gelecekti. Durumu izah edince haaa doğru ya dediler ama bir şey değişmedi. Neyse otelde ikişer tabak bolonez makarna ile birer bira götürdük ve tulumlarımıza girdik. Otel doktoru Milhan' ın dizleri için iyi şeyler söylemedi. Biz zaten bağ ve menüsküs zedelenmesinden şüpheleniyorduk. O da o yönde söylemde bulunmuş. Yapacak bir şey yoktu herifi bantlayıp devam edecektik. Uyandığımızda kameramanımız Gökhan bizi elinde sıcak kahvelerimiz ile bekliyordu. Saat 20.30 olmuştu ve oldukça karanlıktı. Şimdi önümüzde çok zorlu bir 24km. lik dağ ve orman parkuru vardı. Parkur boyunca tek eğlencemiz Ayşin ile söylediğimiz şarkılar oldu. Bu parkur Milhan' ın dizlerinin sonu oldu. Acılarına dayanamayınca diz bandajlarını güçlendirmeyi kararlaştırdık. Dizlerinin durumunu anlamak için elimle yoklayayım dedim. İki yana esnettiğimde lak luk ses geldiğini ve yan bağların dizi yeterince destekleyemediğini gördük. Yapılacak tek şey vardı alçı kıvamında bir bandaj ile dizlerini desteklemekti. Bunun için yanımızda bulunan duck-tape kullandık. Bandın kıvrım yapıp bacağını yırtmamasına dikkat ederek, anatomik pozisyonda suni yan bağlar yapıp bunları sıkıca sabitledik. Dizi folyoya alınmış gibiydi. Daha sonra taytın üzerinden de elastik bandajla sıkıca bir ön çapraz bağ yarattık. Adım atarken dizlerini pek bükemiyordu. Eklemleri yağlanmadığı için pas tutmuş bir robot gibi, kalan iki günü tamamlamak zorunda kalacaktı. Ama Milhan' ı sakatlamadan yarışı bitirmenin de başka çaresi yoktu. Neredeyse saatte 1km. hızla ilerlemek zorunda kalıyorduk ve B kategoriye düşmemiz kaçınılmaz oldu. Aslında buraya kadar A klasmanda ve ilk 10 takım içerisinde yarışı tamamlayabileceğimizi umut ediyorduk. Bu arada iki takımla kapışma imkanımız oldu. Daha sonra ormanın derinliklerinde her takım kendi yolunu çizdi. Saatler uzadıkça yürümek işkence halini alıyordu. Bir ara ormanın hiç bitmeyeceğini düşünmeye başladım. Bu arada orman içerisinde belirli ağaç ve taşların kilometrelerce işaretlenmiş olduğunu belirtmek isterim. Bu işaretler o yolların insanlar tarafından sportif amaçla kullanıldığının ve doğa sporlarına olan ilginin bir işaretiydi. Bana daha ilginç gelen birilerinin eline boya ve fırçayı alıp hiç üşenmeden onca yolu işaretlemesi oldu. Ayrıca dikkat çeken bir nokta da şu ki yarıştığımız ve daha sonra gezdiğimiz yüzlerce kilometre yer içerisinde etrafta bir çöp bile olmamasıydı. Yarışmacılar da çöp konusunda oldukça hassas davranıyorlardı. Bizim ülkemizde ormanın en ücra köşelerinde, denizin dibinde veya en ulaşılmaz koylarda bile mutlaka bir sigara paketi, pet şişe veya poşet görmek kaçınılmazdır çünkü. Asıl hayret edilecek ise insanların rahatsız olmadan bu çöp deryasında geleneksel piknik etkinliklerini icra etmeleri veya başkalarının pisliğinden dem vurup işleri bitince kendi çöplerini orada bırakmalarıdır. Yurt dışına yaptığım gezilerin hiç birinde böyle bir durumla karşılaşmadım. Bu oraya ilk sizin gittiğiniz hissini yaşatıyor gerçekten. Neyse sabaha karşı 05.00 gibi yolun bitmeyeceğine karar verip hava aydınlanana kadar ormanda gecelemeye karar verdik. Çünkü oldukça yorulmuştuk ve yanımızda yalnızca iki fener vardı. Patikayı da kaybetmemek için hemen yol üstünde yanımızdaki iki tuluma ikişer kişi sıkışıp uyku moduna geçtik. Tam yatmıştık ki üzerimize basarak bir takım geçti. Bizi görmedikleri (ortamın karanlığını siz düşünün) ve bastıkları yolun inleyerek kıpırdamasından korkmuş olacaklar ki kendi dillerinde muhtemelen hasssk...rr veya eünzibillahi.... gibi nidalar çıkararak kaçıştılar. Biz ise umursamaz davranıp güldük ve uyumaya devam ettik.

4. gün: Bir saat sonra hava aydınlanır gibi oldu. Yolcu yolunda gerek deyip başladık tırmalamaya. 1 saat kadar yol aldıktan sonra yine bir bocalama yaşadık. Aslında doğru yol üzerindeydik fakat harita ile gerçek yol üzerindeki mirengi noktalarının açıları pek uyuşmuyordu. Aslında Alex ve Tati bizi haritaların doğruluğu konusunda daha önce uyarmışlardı. Haritalar ne de olsa 20 yıllıktı. Bu arada mütalaa için 45 dakika kadar kaybettik. Aslında 250-300m. Daha ilerlesek yol ayrımına ulaşacakmışız. Neyse doğru yolda olduğumuzu saptayıp biraz da fazla yükselerek rotaya girdik. Yanlışlıkla çıktığımız 1450m. yükseklik bize yarıştığımız dağları ve adaları sabah güneşinde seyretme olanağı verdi. Manzara muhteşemdi doğrusu. Güneş kayalıkları sarı-turuncu renklerde parlatıyor, altımızda upuzun otlarla kaplı bir çayır yükseliyordu. Ortalık çok sessizdi. O yükseklikte zirvedeki kayalıklara oturmuş gaklayan birkaç karga dışında hiç canlı yoktu. Ulan ben ayı olsam gelir burada yaşarım dedim bizimkilere. Onlar da onayladı ayı olunca gel yaşa diye. Bizim bilmediğimiz ve sonradan öğrendiğimiz, zaten o yörenin ayılarının meşhur olduğu ve benim beğendiğim mekanların aslında onların avlanma sahası olduğuydu. Böyle ayı geyiği çevirip Bolu kampı ile Kubilay' ların ayı macerasını yad edip güle eğlene epey yol aldık. Stap dağ evine geldiğimizde oldukça bitkin ve yılmıştık. 24 km. lik bu mesafeyi neredeyse hesapladığımızın 2 katı zamanda almış olmak motivasyonumuzu oldukça zayıflatmıştı. Buradaki su tulumbasından buz gibi sularımızı doldurduk. Bu tulumba tüm yarış parkuru boyunca denk geldiğimiz tek su kaynağıydı. Bizim dağlarda olsak mutlaka adım başı bir pınar veya çeşme ile karşılaşma imkanı olurdu. Bu memlekette ise eğer tedarikli değilseniz ve sık kayboluyorsanız dağda kalıp susuzluktan ölebilir insan. Neyse önümüzde 11 km.lik kırıcı bir kaya etabı daha vardı. Bu yolun sonunda patikamızı kaybedip yaklaşık 2,5 saat oyalandık. En kötüsü her uzatma Milhan' ın dizlerinin daha çok zarar görmesine neden oluyordu. Gerçi son operasyondan beri biraz rahatlamış gibiydi ama bu çözüm geçiciydi. Motivasyonumuzun en düşük olduğu ve hatta yarışı bitiremeyeceğimizi düşündüğümüz tek nokta sanırım bu etabın sonuydu. Yavaş bir tempo ile 4 saatte bitirmeyi planladığımız 11km.lik bu etab, 6,5 saat sonra taş-kaya bir labirentin içinde kilitlenmemize neden olmuştu. Hepimiz için için öfkeleniyor ama birbirimizin moralini bozmamak için de yarışı terkedip - devam etme konusunda pek konuşmuyorduk. Kimse bu kararı vermek istemiyordu. Hepimiz topu Refik ' e atmış gibiydik. Bu kararı onun vermesini bekliyorduk. Şaşırtıcı olan şuydu ki canı en çok yanan Milhan olmasına rağmen yarışa devam edebilmek konusunda en çok istekli olan oydu. Over-time olup yarıştan çekilmek belki de işimize geliyordu. Ama maceranın arkasında bu işin buraya kadar gelmesini sağlayan ve bizim yerimizde olabilmek için onca zahmete giren bir çok arkadaşımız gözümüzün önüne gelince onların bunu haketmediğini düşünüyor ve olumsuz düşüncelerimiz için bir anlamda utanç duyuyorduk .Yarışın en zor kısmıydı bu anlar. Çünkü fiziksel olarak yarışı bitirebilecek güçteydik. Asıl zor olan onca olumsuzluğa karşın bu psikolojik savaştan yenik çıkmamaktı. Derken yakınımızdaki bir köyde rastladığımız bir köylüden yol konusunda yardım aldık. Çat pat anlaşarak gitmek istediğimiz patikaya bizi yöneltmesini sağladık. Bu arada Milhan köylüye verelim falan dedi ama ne vermek istediğini pek anlamadık. Herhalde para veya ufak bir hediyeden bahsediyor olmalıydı. Ben bu kadarcık bir yardım için vermek taraftarı değildim. Ama zaten Milhan' ın kaçacak durumu yoktu. Belki de durumundan ötürü takım için kendini amcaya feda etmeyi uygun bulmuş olabilirdi. Nihayetinde hepimiz dört gündür rahat bir yatağın hayalini kuruyorduk. Yolun kalanını neyin verilmesi gerektiği konusundaki geyik ve bir vicdan muhasebesiyle tamamlanmış oldu. CP 24 deki karşılanmamız yaptığımız işin büyüklüğü ve olayı asıl sahiplenenlerin kimler olduğunun kanıtıydı. Tati ve Alex' i gördüğümüze hiç bu kadar sevinmemiştik. Tüylerimiz diken diken oldu. Perişan bir halde ve utanç duyarak geldiğimiz noktada bizi öyle bir karşıladılar ki bir anda tüm yorgunluğumuz gitti diyebilirim. Bir kez daha anladık ki bu işin yarısı psikolojik. Başarma hırsı yüksek bir takımın neler yapabileceğini kanıtlamak için bir fırsattı bu bizim için. Aslında ilk amaç yarışı sağ salim tamamlayabilmekti. Fakat biz yarışın ilk üç günündeki performansımızdan o kadar etkilenmiştik ki ilk 10 takım içerisinde ve 4 günde tamamlayacağız diye kendimizi neredeyse şartlamıştık. Halbuki profesyonel bir çok takım yarışı bırakmak veya kategori düşmek zorunda kalmıştı. Hızlı bir durum değerlendirmesi yaparak konumumuzu belirleyip yeni planımızı uygulamak için kayakları hazırladık. Durum şöyleydi; bizimle birlikte yaklaşık 10 takım B klasmanda yarışacaktı. Burada amaç herkesin finiş görmesi idi. Yoksa birçok takım over-time ile yarışma dışı kalacak ve az sayıda takım yarışı bitirebilecekti. Klasman değişimine organizasyon komitesi karar veriyordu. Yarışmanın belli bir kısmına belli sürede ulaşamayan takımın, yarışmayı 110 saatlik sürede tamamlamayacağına karar verilip parkurda kısaltmaya gidiliyordu. Bazı takımlar C kategoride yarışmak zorunda kaldılar. Bize iletilen çok kırıcı bir trekking etabını pas geçip o mesafeyi kayak etabına ekleyerek adanın tamamını kayak ile geçmemiz gerektiği idi. Diğerleri yarış dışı kalmamanın ve bitirme şansımız olmasının verdiği gazla herhalde olayı pek iyi anlamadılar ki Alex bu mesafenin 40km. olduğunu ve yaklaşık 11 saat sürebileceğini söyleyince nedense sadece ben tepki gösterdim. Nassı yaaa. Ne alakası var. 40km. kayak mı çekilir. Gece boyunca 11 saat suyun ortasında ne yapacaz ki? dedim Hadi canım hadi deyip verdiler kayağı elime. Yaklaşık 400m. kayakları sahile taşıyarak suya indirdik. Helalleşip başladık pedallara asılmaya. Karanlık - soğuk - ıslaklık. Bu üç terim insanın en eski ve nefret derecesindeki fobileridir. Bunca eziyetin üstüne 11 saat boyunca bu üç fobiye maruz kalacaktık. Al sana bir psikolojik test daha. Kardeşim biz bu yarışa fiziksel dayanıklılık içeriyor diye girmiştik. Bu iş iyice Kuzuların Sessizliği' ne döndü. Yola çıktığımızda gece saat 22.00 civarıydı. İlk 2-3 saat kavga küfür, biraz sohbet idare ettik. Fakat uykusuzluk ve gece şartları bizi uyumaya kışkırtıyordu. Hava çok güzel, göl gibi durgun bir açık denizde kürek çekiyorduk. Ulan biraz dalga olsa, biraz rüzgar belki bir iki rapid olaya biraz animasyon katacak ama karanlık, sessizlik ve monotonluk adeta çöl gibi bir ortamdı. Ben kayağın ön bölümünde olduğum için kürek çekerken çaktırmadan uyuyabiliyordum. Ama Refik arkada düz gitmemizi de sağladığı için uyanık kalmalıydı. Kayakların bazen ters tarafa gitmesi ve iki kayak arka arkaya iken bazen kafa kafaya geldiğimiz anlarda anladık ki dümencilerin de gözleri kapanıyor. Dik kayalıkların arasında denk gelen 5-6 metrelik çakıllığı farkettiğimizde buranın bizim otelimiz olması gerektiğine karar verdik. Bir daha da 40km. boyunca kayakları kıyıya alabileceğimiz başka bir yere denk gelemedik. Yarışın kalan kısmında hiç durmamayı ve hızlı bir şekilde ilerlemeyi planladığımız için en az yükle yola çıkmıştık. Kötü olan uyku tulumları, yedek kıyafetler, hatta herkeste olup benim yanıma almadığım rüzgar ceketim de çok yük kavramı arasındaydı. Ayşin' in kayalıkların dibine çöreklenip horlaması üç dakikayı almıştı. Milhan kuru bir şeyler giyip kayaklardan birinin üzerine uzandı ve uykuya geçti. Refik' çakıllar üzerinde kendine bir döşek hazırlayıp montunu ve kuru bir şeyler giyerek uzandı. En büyük dry bag de kafasının altında yastık olmuştu. 10 dakika içerisinde herkes uyku moduna geçmişti. Ben üzerimde ıslak bir wetsuit, karanlık ve sessizliğin içerisinde tek başıma kalakalmıştım. Üstelik uykum da kaçmıştı. Herkesin mışıl mışıl uyumasını seyretmek çok sinir bozucuydu. Anneannemin geceleri evin içinde sabaha kadar dolaşıp aman yavrum uykunuzun kıymetini bilin deyişi aklıma geldi. Hülya Avşar' ın bir şarkısında dediği gibi, bu gece çok uzun olacaktı. Kendi kendime söylenirken gözüm Refik' in yastığına takıldı. En uzun dry bag oydu. Bir punduna getirip küçüklerden biriyle takas ettim. İçini boşaltıp çöp poşetleriyle de destekleyince iyi bir bivak torbası oldu. Omuzlarıma kadar geliyordu. Altıma da can yeleklerini serince sudan yüksekte bir yatağım oldu. Uykunun bir yarısında Ayşin' in yattığı kısımdan bir şakırtı geldi. Sanırım sıcaklık farkından o taraftaki kayalıktan bir takım kopmalar olmuştu. Ama bu durum Ayşin' in uykusunu etkilememişe benziyordu. Yaklaşık bir saat sonra kalkıp hemen hazırlandık. Milhan ıslaklık ve karanlığın etkisiyle resmen takırdıyordu. İki saat kadar sonra yine uykuya yenik düşüyoruz. Bu sefer kayaklardan birini bir kaya çatlağına sokup diğerini de ona bağlayarak yüzer halde, kayakların üzerinde havanın ışımasını beklemeye karar verdik. Günün ilk ışıklarıyla bir ekibin sesleri ile gözümüzü açtık. Onlar da bizi fark etmişler ve bir şey var mı diye sormak için yanaştılar. Biz de yok bir şey uyku saatimiz dedik. Gülüp gittiler. Tekrar pedallara asılıyoruz.

5. gün: Sonunda kontrol noktasına ulaştık. Yola çıkmak için hazırlanırken. 4-5 takım daha geliyor. Bunlardan biri de Serdarların takımı. Hemen yola çıkıp koşturarak yüzme etabına ulaşıyoruz. Karşı adaya kadar 1,5 km. lik bir serinleme imkanımız oluyor. Dip oldukça derin ister istemez Jaws geliyor aklıma. Kıyıya çıkar çıkmaz tepeye sarıyoruz. Berbat taşlık bir arazi daha 11km. trek etap. Bir çok tepe iniş ve çıkışından sonra Refik sahile inip çakıllardan gitmeyi öneriyor. İki küçük koy geçiyoruz üçüncü koyda o da ne insanlar çıplak ellerinde içkiler güneşleniyor. Kimi diri kimi buruşmuş, etten tümseklerin olduğu bir yığın tepecik. Meğer çıplaklar kumsalına düşmüşüz. Yanlarından geçerken bize tedirgin bir şekilde gülümsüyorlar. Selam verelim mi vermeyelim mi karar veremiyoruz. Çıplakların içinde pejmurde kılıklı, teke gibi kokan, üstelik de biri ellerinde batonlarla topallayarak yürüyen dört tane tip. Oraya ait olmadığımız her halimizden belli. Biri bir şey söylese hiçbir açıklamamız yok. Ben direk Refik' i hedef gösterip bizi o getirdi diyecem. Koyu geçip ilerliyoruz derken önümüzü kayalık kesiyor. Refik! abi n' oldu gibisinden bakıyoruz. Yahu bu kayalıklar haritada görünmüyor diyor. Doğru söylüyor ama yapacak bir şey yok. Aşıp geçelim diye yelteniyoruz ama teknik aletler olmadan mümkünü yok. O sırada üç takımın ard arda koşturarak tepede bir patika bulup gidişlerini seyrediyoruz. Yapacak bir şey yok indiğimiz çarşağı tekrar tırmanarak patikaya ulaşıyor ve noktaya ulaşıyoruz. Acun bizi kamerasıyla karşılıyor. Sağ olasın Acun, morale ihtiyacımız vardı. Şimdi önümüzde 45 dak. bir kaybımız ve 17 km. lik bir asfalt yolumuz var. Koşturarak açığı kapatmaya çalışıyoruz. Her şeye rağmen hala koşabilmemiz şaşırtıcı geliyor bize. İnsan kolay kolay tükenmiyor demek ki. Feribot iskelesine ulaştığımızda bir basın ordusu bizi karşılıyor. Serdarların takım da burada. Kızları çok kötü durumda. Bir şekilde kayağa atıp gidiyorlar. Biz de gidecez ama yalnızca bir kayak var. O noktada görevli hakem de ortada yok. Meğer görevli oğlan kız arkadaşı ile birlikte bir kayak alıp gezintiye çıkmış. Alex çok kızıyor. Bu arada vakit kaybediyoruz. Epey bekledikten sonra siz gidin diyorlar. Milhan ve ben kayağa atlayarak başlıyoruz çekmeye. 10dak. sonra Alex bir zodiac bot ile bir kayak ve Ayşin ile Refik' i getirip denize attı. Biraz sora basın ekibi de kiralanan yat ile yanımıza gelip çekim yapmaya başladı. Müziği sonuna kadar açıp tezahürat yaparak bize destek olmaya çalışıyorlardı. Tarkan' ın Dudu su ile pedaling bayağı keyifliydi. Biz de kendi aramızda yarışıp şov yaparak güzel görüntüler vermeye çalıştık. Bir müddet sonra onlar basıp gitti. Biz de 15 km. lik son kayak etabı ile baş başa kaldık. Yolun yarısı gibiydi sudaki yunusları farkettik. Yaklaşık 30m. önümüzde oynaşıyorlardı. Kıpkızıl akşam güneşi de Akdeniz üzerinden alçalıyordu. Karanlığa kalmamak için son bir hırsla asıldık pedallara. Sanırım ısınmadığımızdan olacak dirseklerimde bir ağrı hissettim. İlerledikçe daha da artmıştı. Daha sonra bunun bir sinir sıkışmasının başlangıcı olduğunu anladım. Yarış biteli 10 gün olmasına rağmen dirseklerimden itibaren parmaklarıma kadar hala bir uyuşma ve hissizlik var. Bir müddet daha süreceğe benzer. Eklem, kas ve kemik ağrıları, pişikler, yırtık ve ezilmeler de cabası. Tüm yarışmacıların bu tür arazlara maruz kaldığını sanıyorum. Neyse finiş hattında bizi tüm ekip coşkuyla karşıladı. Sanırım en görkemli finiş bizimki olmuştur. Akşam karanlığında flaşlar ve kamera ışıkları arasında son şovumuzu da yapıp şampanyaları patlatarak yarışı bitirdik. Daha sonra sonuçlar açıklandı. Tabii ki dark zone duraksamaları hesaba katılmadığı için sıralamalar yanlıştı. Alex' in itirazları ile ertesi gün gerçek sıralama deklere edildi. Genel klasmanda 15. B kategoride 1. olarak yarışı tamamlamıştık. Önemli olan yarışı bitirebilmemizdi. O gece otelde beyaz çarşaflarda uyuyabilecektik. Daha sonraki iki gün hazırlıklar değerlendirmeler ve gezi ile geçti. Kısa bir Zagrep turu, alış veriş, uçak, vedalaşma ve işte evdeyiz. Aynı tas aynı hamam. Günlük hayatın monotonluğu içerisinde günler geçip gidiyor. Kimse sokakta bizi çevirip imza istemiyor. Kutlamalar da bir haftada bitti. Daha önce dediğim gibi savaşlar bitmedi, hastalar iyileşmedi, açlar doymadı. Bize tek kalan yaşadığımız deneyimden aldığımız ders ve hatıralar. Tırmalamaya devam.

Sonuç olarak bu benim hayatımda katıldığım ve başardığım en zor görevdi. Çok eğlendik ve sanırım takım olmanın bilinci ile yarıştık. Onları çok seviyorum. Biliyorum ki beni yarı yolda bırakmazlar. Refik çok iyi bir lider ve kuvvetli baba güdüsüne sahip. Ayşin ve Milhan da çok iyi birer takım elemanı, görev bilinci yüksek ve akıllı kararlar alabilecek arkadaşlar.

Neyse kaptan size yarışın teknik kısmını anlatacaktır. Bize hepiniz 10 sayfalık birer rapor yazın dedi ama elim deyip yazamadım. Ancak Ayşin' in yazısını ve Alex' in uyarısını görünce sizi de sıkmayacak keyifli birkaç satır yazayım istedim. Ulan yaz yaz bitmiyor be. Aslında anlatılacak çok şey var ama sizlere pek anlamlı gelmeyebilir. Bunu ancak o dört kişi bir araya geldiğimizde yad edebiliriz. Çünkü o an orada beraberdik.

Emeği geçen herkese binlerce teşekkür. Sevgi ve saygı dileklerimizle. Sağlıklı ve mutlu kalın. Macera ruhunuz daim olsun.

Utkuer Yaşar, Sonbahar 2003

Bütün raporlar için tıklayınız

 
footer macera akademisi
tasarım ve uygulama :. fotovizyon